Prezervatif müşterisi

Prezervatif müşterisi

Dört yıl önceydi, tam olarak hatırlıyorum, çünkü hayatımın en çılgın dönemlerinden biriydi. O sıralar şehrin en büyük zincir marketlerinden birinde kasiyerlik yapıyordum. Sabah 9'dan akşam 9'a kadar vardiyalarım vardı, ama akşamları en sevdiğim zamandı. Dükkan yavaş yavaş boşalır, müşteriler azalır, ben de kasada oturup telefonumla sosyal medyada gezinir, bazen de kitap okurdum. Kasamın hemen yanında prezervatif reyonu vardı, küçük bir raf; müşteriler genelde utana sıkıla yaklaşır, hızlıca alır, göz temasından kaçınır, parasını bırakır ve kaçar gibi giderdi. Kadınlar nadiren alırdı, erkekler ise ya genç delikanlılar ya da orta yaşlı amcalar olurdu, hepsi de mahcup.


Ama bir akşam, kapanmaya yarım saat kala, dışarıdaki sokak lambalarının sarımsı loş ışığı altında kapıdan giren bir adam her şeyi değiştirdi. Önce ayak seslerini duydum, sonra siluetini gördüm; 1.90 civarı boy, geniş omuzlar, dar siyah tişört altında göğüs kasları belli olan atletik bir vücut, kollarında damarlar hafif belirgin, kot pantolon beline tam oturmuş, ayaklarında spor ayakkabılar, top sakalı yeni traşlı gibi düzgün, saçları hafif ıslak görünümlü ama bilinçli dağınık, sanki spor salonundan yeni çıkmış… Yeşil gözleri karanlıkta bile parlıyordu, bakışları kendinden emin, hafif alaycı. Direkt kasama geldi, raftan en pahalı markanın –ultra ince, ekstra kayganlaştırılmış, aromalı olanlardan– onlu kutusunu aldı, parasını uzattı, tek kelime etmeden gitti. Ama giderken arkasından baktım; yürüyüşü bile güçlüydü, sırtı dimdik. Kokusu kaldı geride; odunsu, baharatlı, erkeksi bir parfüm… İçimde bir kıpırtı hissettim o an, nedense.


İki gün sonra yine geldi. Aynı saatte, aynı kutu. Üçüncü gün yine… Bir hafta boyunca her iki günde bir uğruyor, bir kutu kapıp kayboluyordu. Artık geldiğini kapı zilinden anlıyordum, kalp atışlarım hızlanıyordu. Göz göze gelmiyorduk bile; ben kutuyu raftan alıp poşete koyuyor, barkodu okutuyor, o da tam parasını bırakıp gidiyordu. Ama kafamda fırtınalar kopuyordu: Bu adam bu kadar prezervatifi ne yapıyor Allah aşkına? Kaç kadınla yatıyor? Yoksa bir sevgilisi mi var da geceleri maraton mu yapıyorlar? Kaç posta boşalıyor bir gecede? Yoksa stok mu yapıyor? Kafamda senaryolar dönüyordu; belki sporcu, belki iş adamı, belki çapkın bir doktor… Geceleri yatakta parmaklarım amımda dolaşırken aklıma o geliyordu, o yeşil gözler, o kaslı vücut… Mastürbasyon yaparken hayal ediyordum onu.


İkinci haftanın sonuna doğru merakım dayanılmaz hale geldi. Yine geldi, saat 21:30 civarı, market tamamen boştu, sadece ben ve arka depoda stok sayan güvenlik görevlisi vardı. Kutuyu uzatırken elim titriyordu, sesim kısık çıktı, boğazım kurumuştu:


“Bir şey sorabilir miyim?”


Güldü, o derin, kalın sesiyle, hafif vibrasyonlu: “Sor tabii güzelim, ne soracaksın?”


“Bu kadar prezervatifi… ne yapıyorsun ya? Her seferinde onlu kutu…”


Gözleri parladı, dudakları kıvrıldı, baştan aşağı süzdü beni; dar kasiyer önlüğümün altındaki göğüslerimi, bel kıvrımımı, kalçalarımı… İç çamaşırımı gördüğünü hissettim resmen, amım sulanmıştı o bakışla.


“Kullanıyorum tabii ki,” dedi sadece, sesinde alaycı bir ton, gözleri eğleniyordu.


Dilimi ısırdım ama “Ohaaaaa!” diye bağırdım içimden, ağzımdan da çıktı. Çünkü 26 yıllık hayatımda birlikte olduğum hiçbir erkek bir kutuyu bir haftada bitirememişti, en fazla iki-üç posta, o da zorla. Adam kahkaha attı, gözleri kısıldı, arkasını döndü gitti. Ama iki gün sonra yine geldiğinde kutuyu alırken durdu, gözlerimin içine baktı, bu sefer daha yakından, kokusu burnuma doldu:


“Geçen neden oha dedin öyle güzelim? Şaşırdın mı?”


“Ne bileyim… Hiçbir erkek arkadaşım senin kadar çok… kullanmıyordu da… Bir haftada bir kutu mu bitiyor yani?”


Gözleri parladı, bir kez daha baştan aşağı süzdü, bu sefer yavaş yavaş, beğendiğini hissettim. İçimdeki am sırılsıklam olmuştu, bacaklarım titriyordu.


“Kaçta çıkıyorsun akşam?”


“Altıda.”


“Tamam,” dedi ve gitti.


Akşam çıkışta marketin karşısında, mat siyah bir Mercedes’in yanında bekliyordu. Adı Doruk’muş. Özel bir rehabilitasyon kliniğinde fizyoterapistti, profesyonel sporcularla çalışıyordu; futbolcular, basketbolcular, atletler… Vücudu da o kadar fitmiş ki, her gün antrenman yapıyor gibiydi. Benden hoşlandığını, haftalık tatilimde akşam yemeğine davet etmek istediğini söyledi. O sıralar toksik bir ilişkiden yeni çıkmıştım, hem de fena çıkmıştım; eski sevgilim kıskanç, kontrolcü bir tipti. “Evet” dedim, tereddütsüz, içimde bir heyecan dalgası yükseldi.


Cuma akşamı buluştuk. Beni şehrin en tepesindeki, manzarası boğaza nazır, rezervasyonsuz girilemeyen o efsane restorana götürdü. Mum ışığı, canlı piyano, özel şaraplar, somon füme, trüf mantarlı risotto… Yemek boyunca o kadar ustaca sohbet etti ki, bir buçuk saat içinde çocukluğumdan en derin fantezilerime kadar her şeyi anlattım; ailem, okul yıllarım, eski sevgililerim, seks hayatım, en gizli arzularım… O ise sadece adını, işini ve “Sporcuların sakatlıklarını düzeltiyorum, vücutları eski haline getiriyorum, bazen de ötesine” dedi gülerek. Ama gözleri sürekli üstümdeydi; dekolteye, dudaklarıma, bacaklarıma bakıyordu. Parmakları masada hafifçe benimkine değiyordu, elektrik gibi çarpıyordu. İçimdeki ateş alev alev yanıyordu, külotum ıslanmıştı.


Yemek bitince “Biraz eğlenelim mi?” dedi, sesi davetkâr.


“Nereye?”


“Sana yakışır bir yere, prenses. Senin gibi bir güzelliğe sıradan bir yer olmaz.”


Gittiğimiz kulüp şehrin en elit, en kapalı kutu gece kulübüydü. Kapıda üç iri bodyguard “Doruk Abi hoş geldin, naber lan özlettin kendini, nerede kaldın?” diye sarıldılar, sırtına vurdular. İçeri girdik, VIP locaya geçtik, deri koltuklar, özel servis, barmen “Her zamankinden mi abi?” dedi. Özel bir kokteyl hazırladı; içtiğim en afrodizyak içkiydi, hem tatlı hem yakıcı, içimdeki ateşi körükledi, başım hafif dönüyordu. İkinci kadehte pistteydik. Kendimi ona yapıştırdım, sikinin sertliğini kalınlığını hissediyordum, o da belimi kavramış götümü avuçluyordu, parmakları eteğimin altına kayıyor, kalçalarımı sıkıyordu. Kalçalarımı ona bastırıyor, boynunu emiyor, kokusunu içime çekiyordum, kulak memesini ısırıyordum.


Gece bitince beni eve getirdi. Sarhoşluktan kapıda öpüştük, dili ağzımın içindeydi, boynumu emiyordu, elleri kalçalarımda. İçeri girdim, askılı saten geceliğimi giyip yanına gittim, “Seni istiyorum, şimdi, hemen!” dedim ve sızdım, her şey bulanıklaşıyordu.


Sabah uyandığımda yanımda yoktu. Üzülmüştüm, “Sarhoş oldum diye kaçtı mı?” dedim. Ama salona geçince kanepede uyuyuyordu. Battaniyeyi yavaşça çektim, boxerını indirdim, sönük hâldeki yarağını elime aldım; sönük hali bile büyüktü, damarlı, kalın, başı hafif mor… Ağzıma aldım, emmeye başladım, dilimle başını yalıyor, taşaklarını okşuyordum. Kısa sürede taş gibi oldu, gözlerini açtı, saçlarımdan tutup kendine çekti, dudaklarıma yapıştı. Öpüşmesi bile çıldırticiydi; dili ağzımın her yerini geziyor, emiyor, ısırıyor, nefesim kesiliyordu.


Yarımı saat vücudumun her santimini yaladı. Kulak mememden başladı, boynumu emdi, iz bıraktı, göğüs uçlarımı ısırdı, emdi, sıktı, karnımı yaladı, kasıklarımı ısırdı, iç bacaklarımı emdi… Diz çukurlarıma geldiğinde bacaklarım titredi, hiç bilmediğim bir zevkti. Sonra göt deliğime diliyle baskı yaptı, klitorisimi emdi, parmağını sokup çıkardı. Çıldırıyordum, “Hadi gir içime, yalvarırım, dayanamıyorum!” diye inledim.


Ceketinden prezervatif çıkardı, uzattı. Fırlattım attım.


“Tenini hissetmek istiyorum, içime boşal, sıcacık döllerini hissetmek istiyorum!”


Yavaş yavaş girdi. Sıcak, damarlı, kalın… Başını soktu, bekledi, sonra hepsini kökledi. “Daha hızlı!” dedikçe hızlandı. İlk orgazmımı yaşadım, o devam etti. İkincisini yaşadım, o hâlâ pompalıyordu. Üçüncüsünde bağırıyordum resmen. Domaltıp arkadan girdi, parmağı göt deliğimde daireler çiziyordu. Anladım ne istediğini ama o an amımdan zevk alıyordum, kalçalarımı ona bastırıyordum.


“Geliyorum,” dedi.


“Korunuyorum, içime boşal, yalvarırım, sıcaklığını hissetmek istiyorum!”


İçimde patladı, lav gibi sıcacık, duvarlarımı doldurdu. Ben beşinci kez boşaldım.


Sonra duş, kahvaltı, tekrar yatak. Yüzüstü yatırdı, ensemden başladı diliyle yolculuğa. Ensem, sırtım, bel çukurum, göt yanaklarımı ısırdı, yaladı, deliğime geldi, krem sürüp parmakladı, iki parmak, üç parmak… Klitorisimi emiyordu aynı anda, çıldırıyordum.


“Buradan izin var mı?”


“İlk sen olacaksın, lütfen, ama yavaş ol!”


Prezervatif taktı, kremledi, yavaş yavaş girdi. İlk başta hafif acı, sonra muhteşem bir dolgunluk, dolu dolu… “Daha derin!” dedim. Uzun uzun sikti götümü, kalçalarımı tokatlıyor, “Ne kadar dar, ne kadar sıcak” diye inliyordu. Sonra prezervatifi çıkarıp amıma girdi, başparmağını soktu götüme. İki delik birden dolu, çıldırdım. Yine boşaldım, o amıma boşaldı.


Dinlendik, sigara içtik. Tekrar emdim, üzerine çıktım. Belimden tutup ileri geri salladı, kalçalarımı avuçluyordu, dört kez üst üste boşaldım on dakikada, bayılıyordum resmen, bacaklarım titriyordu.


“Şimdi sen ne istiyorsan yap,” dedim nefes nefese, vücudum ter içindeydi.


Domaltıp götüme girdi, prezervatifli. Sonra çıkarıp göğüslerime boşaldı, döllerini yaladım, tadı tuzlu tatlıydı. Sonra duşta amımı yaladı, ayakta amımdan sikti, sonra prezervatifsiz götüme girdi ve içime boşaldı, “Uzun zamandır böyle dar, bakire göt sikmemiştim,” diye inliyordu, kalçalarımı tokatlıyordu.


O gün akşamüstüye kadar defalarca sikiştik. Bir kutu prezervatifi yarım günde bitirmişti, üstüne bir o kadar da prezervatifsiz… Vücudum pelte gibiydi, yürüyemiyordum neredeyse, her yerim sızlıyordu ama mutluydum.


İlişkimiz bir ay sürdü. En yakın arkadaşıma Necla’ya her şeyi anlattım, nasıl siktiğini, nasıl pestilimi çıkardığını, kaç kez boşalttığını… Kahpe bir hafta sonra Doruk’a asılmaya başladı, gözlerimin önünde. Gördüm, kavga ettik, bitti.


Şimdi evliyim, kocamı seviyorum ama seks konusunda Doruk’un tırnağı olamaz. Götümü bile kimseye vermiyorum, sadece Doruk’a verdim ve hâlâ rüyamda onu görüyorum, o sıcak boşalmalarını hissediyorum. Kocam prezervatif takmaya kalktığında aklıma Doruk geliyor, içim gidiyor, amım sulanıyor.


Eğer bir gün karşılaşırsam, diz çöküp yalvaracağım: “Lütfen götümü sik yine, içime boşal, yalvarırım!” diye. O kadar unutamıyorum piçi. Hâlâ markete her prezervatif kutusu gelişinde amım sulanıyor, eski günleri hatırlıyorum. Doruk, neredesin? Gel ve sik beni yine…