Emine abla benimle kocasını aldattı
Babamlar her yaz olduğu gibi küçük kardeşimi de yanlarına alıp köye gitmişlerdi. Ben ise iki dersten bütünleme sınavım olduğu için şehirde, üç oda bir salon eski dairemizde yapayalnız kalmıştım. Üniversiteyi memleketimde okumanın en büyük avantajı buydu işte; ilk kez ev tamamen bana kalmıştı, kapıyı kilitleyip özgürce takılabilecektim. Ama öteki yüzü de vardı: sevgilim de, en yakın arkadaşlarımın çoğu da tatil için memleketlerine dönmüştü. Şehir bomboş, sokaklar sessiz, günler uzadıkça uzuyordu.
Bir sabah telefonla uyandım. Arayan annemdi.
“Oğlum, teyzenin kızı Emine ablanın hastanede bir sürü tahlili, kontrolü varmış. Sabah köyden ilçeye inmiş, oradan otobüsle şehre geliyor. Terminalde karşılarsın değil mi? Bugün muayeneye yetişemez, bizde kalsın. Tahliller uzarsa belki iki-üç gün daha kalır.”
“Tabii anne, zaten bugün okulda işim yok, hastaneye de ben götürürüm,” dedim.
Emine abla babamın teyzesinin kızıydı; 36 yaşında, benden tam 13 yaş büyüktü. Uzun boylu, balık etli, sarışın, yeşil gözlü bir kadındı. Ben 1.82’yim, o da 1.75 civarı vardır. Güzelliği dergi kapağı gibi değildi belki ama o güler yüzü, o içten kahkahası, o sıcacık enerjisiyle köyde en sevdiğim insandı. Yaz tatillerinde köyde geçirdiğim her günün en tatlı anıları onunlaydı.
Ve kimse bilmezdi ama, o iri göğüsleri, o yuvarlak dolgun kalçaları, o bembeyaz kalın bacaklarıyla benim ergenlik hayallerimin kraliçesiydi. 13-14 yaşımda ona bakarken yakalandığımı hissetmiştim birkaç kez; o da hiç bozuntuya vermemiş, hatta yalnız kaldığımızda yaptığı açık saçık şakalarla beni iyice azdırmıştı. Aramızda hep bir elektrik vardı ama hiçbir zaman çizgiyi aşmamıştık. Yıllardır doğru dürüst görmüyordum; içimde tuhaf, karışık bir heyecan vardı.
Saat 10’a geliyordu. Otobüs 10:30’da terminalde olacaktı. Hızlıca duş alıp tıraş oldum, en sevdiğim tişörtü giydim, terminale yetiştim. Otobüs geldi, kapı açıldı, Emine abla elinde eski model bir bavulla indi. Üzerinde uzun siyah pardösü, başında koyu kahverengi bir eşarp vardı. Sarıldık; o tanıdık mis gibi sabun ve köy kokusu burnuma doldu.
Taksiye binip eve geldik. Pardösüyü çıkarınca altından gri bir kazak ve uzun siyah etek çıktı. Kazak vücudunu iyice belli ediyordu; göğüsleri hâlâ dimdik, kalçaları yürüdükçe sallanıyordu. Bavulu misafir odasına koyduk, mutfağa geçtik. “Sen otur, ben hallederim” dedi, iki dakikada mutfağı toparladı, çay demledi. Çay içerken sigara yaktık. Köyü, enişteyi, çocukları, benim okulumu, eski sevgilimi konuştu. Saatler su gibi aktı.
Akşama doğru “Hadi salona geçelim” dedim. “Ben üstümü değiştireyim, rahat edeyim” dedi ve odasına gitti. Ben üçlü koltuğa uzandım, televizyonu açtım, kanalları zapladım.
Biraz sonra elinde çay tepsisiyle geldi. Üzerinde ince çiçekli bir pijama takımı vardı, sütyensizdi belli; göğüs uçları hafif belli oluyordu. Eğilip çay koyarken bir an gözüm içine kaçtı, iri memeleri sallandı. Karşımdaki ikili koltuğa oturdu, bacak bacak üstüne attı; kalçaları pijamanın altından taşmıştı adeta. Çayını koyarken bir daha eğildi, götü tam karşıma denk geldi, külodunun izi net belliydi. Yarağım anında taş gibi oldu.
Sessizliği ben bozdum:
“Enişteyle aranız nasıl abla?”
“Ne olacak oğlum, köy hayatı… Tarla, hayvan, çocuk… Günler geçiyor işte.”
“Yatak odasını soruyorum” dedim gülerek.
Kahkaha attı, gözleri parladı.
“Ah o mu? O da aynı tarla işi gibi, sırası geldiğinde yapılıyor işte. Eskiden gece gündüz rahat bırakmazdı, şimdi 43’e geldi, erken yatıyor erken kalkıyor.”
“Sen hâlâ ateşlisin ama” dedim.
Güldü, bacağını değiştirdi.
“Sen ne yapıyorsun pehlivan, sevgilin yok mu?”
“Vardı, ayrıldık. Ara sıra görüşüyoruz ama… idare eder işte.”
“Nasıl idare eder, anlat bakayım.”
“Öpüşüyoruz, elleşiyoruz… Ama o bakire, önden yapmıyoruz.”
“Arkadan da mı yapmadınız?”
“Yapamadık abla. Benimki biraz kalın galiba, başı bile girmiyor, acıyor diye bırakıyor.”
“Seninki kalın mı yani?”
“Evet, uzun değil ama bayağı kalın.”
Emine abla bacağını yavaşça indirdi, eli bacak arasına gitti, parmakları hafifçe kıpırdıyordu.
“Enişten de arkadan ister bazen” dedi fısıltıyla. “Ayda yılda bir… Alıştım sayılır.”
“Zevk alıyor musun peki?”
“Almaya başlıyorum ama… enişten tam o anda boşalıyor. Yarım kalıyorum hep. Sonra kendi kendime parmaklayıp uyuyorum.”
Sessizlik oldu. İkimiz de azmıştık, belliydi.
“Seninle konuşurken insan rahatlıyor” dedim.
“Seninle de” dedi, gözlerimin içine bakarak.
Konuşma giderek açıldı. O, 17 yaşında köylerine yeni tayin olan öğretmenle dere kenarında yaşadıklarını anlattı; ilk yasak sevişmesini, korkusunu, heyecanı… Ben de son sevişmemi, kız arkadaşımın götüne giremeyişimi, nasıl sürtündüğümü, nasıl boşaldığımı anlattım.
Emine ablanın eli artık bacak arasında açık açık hareket ediyordu. Benim yarak koltuğun altında kütük gibiydi.
“Hasan” dedi birden, sesi titriyordu.
“Buyur abla.”
“Çok merak ettim… Kalın dedin ya, nasıl bir şey?”
“Gösteriyim mi?”
Bir an durdu, sonra başını salladı.
Ayağa kalktım, eşofmanımı ve boxerı indirdim. Yarak dimdik fırladı. Gözleri faltaşı gibi açıldı.
“Allahım… Bu nasıl kalın oğlum, bileğim gibi!”
“Beğendin mi?” dedim gülerek.
“Beğenmek ne kelime… Kızlar nasıl alıyor bunu?”
“Alamıyor işte, senin dediğin gibi karı lazım galiba” dedim.
Emine abla gülümsedi, ayağa kalktı, arkasını döndü. Pijama altını ve külodunu biraz indirdi. O muhteşem, bembeyaz, kocaman, yuvarlak götü karşımdaydı. Yılların hayali, gerçek olmuştu. O an tutamadım kendimi. Elimi bile sürmeden, sadece o götü görünce boşaldım. Eşofmanın içinde sıcacık yayıldı döllerim. Bacaklarım titriyordu.
Emine abla pijamasını toplayıp oturdu. Gözleri hâlâ yarağımdaydı. İkimiz de susuyorduk. Ama biliyordum; bu gece bitmeyecekti. Daha yeni başlıyorduk.
O boşalmamdan sonra salonda birkaç saniye ölü bir sessizlik oldu.
Eşofmanımın önü ıslak, yarağım hâlâ zonkluyor, Emine abla koltuğa oturmuş, gözleri hâlâ bacak aramda. Birden utandım, “Abla kusura bakma, tutamadım kendimi” diye mırıldandım.
Güldü, sesi kalınlaşmıştı.
“Kusur sende değil bende oğlum… O kadar yıldır hayal ettiğim şeyi gösterdin, ben de kendimi zor tutuyorum.”
Ayağa kalktı, pijama üstünün düğmelerini yavaş yavaş çözdü. Memeleri serbest kalınca öne doğru sarktı, uçları sertleşmiş, koyu pembe. Altını da indirdi, krem rengi dantelli küloduyla kaldı. Külodu önden ıslaktı, belli.
“Hasan… Gel yanıma.”
Yanına gittim. Elimi tuttu, avucuma kendi elini koydu, sonra yavaşça bacak arasına götürdü. Külodun üstünden amı yanıyordu, sırılsıklamdı. “Dokun” dedi fısıltıyla. Parmaklarımı külodun içine soktum, iki parmağım kaydı içeri, sıcacık ve dar. İnledi, başını geriye attı.
“Çıkar şunu” dedi, kendi külodunu indirdi. Şimdi tamamen çıplaktı karşımda. O iri göğüsler, hafif sarkık ama hâlâ dimdik uçlar, göbeğinde ince bir çizgi, altında altın sarısı tüyler… Ve o kocaman, bembeyaz göt.
Yatağa doğru yürüdü, ben peşinden. Misafir odasına girdik, kapıyı kilitledi. Yatağa sırtüstü uzandı, bacaklarını açtı. “Gel” dedi. Üstüne çıktım, yarağım tekrar sertleşmişti. Göğüslerini avuçladım, emdim, ısırdım. Boynunu, kulak memesini yaladım. İnlemeleri odayı dolduruyordu.
Elini aşağıya indirdi, yarağımı tuttu, sıvazladı. “Bu kadar kalınını hiç almadım” dedi titreyerek. “Yavaş ol, tamam mı?”
Başını amına dayadım. Islaklıktan kayıyordu. Yavaşça bastırdım. Başta dar geldi, sonra birden yarısına kadar girdi. “Ahhh!” diye bağırdı, tırnağını sırtıma geçirdi. Biraz bekledim, sonra yavaş yavaş ileri geri yapmaya başladım. Her sokuşumda inliyordu, “Daha derin… daha derin” diye fısıldıyordu.
Bir süre sonra hızlandım. Göğüsleri zıplıyordu, kalçaları yatağa gömülüyordu. “Geliyorum” dedim. “İçime… içime boşal” dedi. O lafı duyunca dayanamadım, sonuna kadar kökledim, içini doldurdum. Sıcacık döllerim amının derinliklerinde patladı. O da aynı anda kasıldı, bacaklarını belime sardı, titreyerek boşaldı.
Biraz öyle kaldık, nefes nefese. Yarağım hâlâ içindeydi, yavaş yavaş iniyordu. Çıkınca yanına uzandım, sarıldık. Ter içindeydik.
Biraz dinlendikten sonra gülümsedi: “Sıra bende.”
Beni sırtüstü yatırdı, aşağıya indi. Yarağımı ağzına aldı. İlk başta ucunu emdi, sonra olabildiğince derine aldı. Kalın olduğu için zorlanıyordu ama gözlerinin içine bakarak yalıyordu. Bir eliyle taşaklarımı okşuyor, bir eliyle sıvazlıyordu. Birkaç dakika sonra tekrar taş gibi olmuştum.
Doğruldu, üstüme çıktı. Yarağımı tuttu, amına yerleştirdi, yavaşça oturdu. Bu sefer daha kolay girdi, çünkü içi hâlâ döllerimle kaygandı. Üstümde zıplamaya başladı. Göğüsleri yüzüme çarpıyordu, ben onları avuçluyor, uçlarını sıkıyordum. “Ohhh… çok kalın… içimi dolduruyor” diye inliyordu. Hızlandı, kalçaları şap şap ses çıkarıyordu. Birden kasıldı, başını geriye attı, “Geliyorummm!” diye bağırarak boşaldı. Amı yarağımı sıkıyor, kasılıyordu.
Ben de daha fazla dayanamadım, belinden tutup altımda çevirdim, tekrar üstüne çıktım. Bacaklarını omzuma aldım, sonuna kadar soktum. Hızlı hızlı vurdum. “Götümü de istiyorum” dedim nefes nefese.
Güldü, “Veririm… ama önce buradan bir tur daha.”
Birkaç dakika sonra tekrar içini doldurdum. Bu sefer daha çok boşaldım, içinden taşmıştı bile.
Yatakta yan yana uzandık, nefesimiz düzelene kadar bekledik. Sonra kalktı, banyoya gitti, duş aldı. Ben de peşinden girdim. Duşun altında öpüşmeye başladık. Sabunladı beni, ben onu. Yarağım tekrar kalktı. Duvarı yasladı, arkasını döndü. “Hadi” dedi, “şimdi sıra sende.”
Göt yanaklarını ayırdım, başını dayadım. Bolca tükürük sürdüm, yavaş yavaş bastırdım. İlk başta çok direndi, “Yavaş… çok kalın” dedi. Biraz bekledim, sonra tekrar bastırdım. Baş girdi. İnledi, elleri duvara yapıştı. Yavaş yavaş ilerledim. Yarısına geldiğimde durdum, ileri geri yapmaya başladım. Her sokuşumda biraz daha derine giriyordu. Sonunda tamamı içindeydi.
“Allahım… içimi parçalıyor” dedi ama sesinde zevk vardı.
Hareketlerimi hızlandırdım. Götü o kadar dardı ki, her seferinde zorlanıyordum ama zevkten uçuyordum. Kalçaları avuçlarımda, şap şap sesler banyoda yankılanıyordu. Birden kasıldı, “Boşalıyorum!” diye bağırdı. Götünün içindeki kasılmaları hissettim. Ben de daha fazla dayanamadım, sonuna kadar kökleyip içini doldurdum. Döllerim götünün derinliklerine aktı.
Duşun altında sarıldık, su üstümüzden akıyordu. Öpüştük uzun uzun. Sonra kurulandık, yatağa geçtik. Saat sabahın dördüydü ama hâlâ bitmemişti. Gece boyu üç kez daha sikiştik; birinde ağzına verdim, birinde göğüslerinin arasına, birinde de tekrar amına… Sabah güneş doğarken ikimiz de bitap düşmüş, birbirimize sarılıp uyumuştuk.
Uyandığımızda saat on bir olmuştu. Emine abla yüzüme bakıp gülümsedi:
“Seninle geçirdiğim en güzel geceydi… Eniştene söyleme ama, hayatımda ilk kez bu kadar zevk aldım.”
Ben de gülümsedim: “Birkaç gün daha kalırsın değil mi?”
“Ne birkaç gün… Tahlillerim uzarsa bir hafta bile kalırım,” dedi ve yarağımı avuçlayıp öptü.
O yaz, bütünleme sınavlarım bahanesiyle şehirde geçirdiğim en ateşli günler böyle başladı.